Bot-Şort-Ekmek-Törn bek kombo

Tatil günü öğlen kalkmışsın, geceden değil de uykudan kalmasın. … abinin ekmek servisi yapmasına yaklaşık bir buçuk saat var. (Nedense hep bir buçuk saat kala uyanıyorum. Ayarlanmışım.) Sigara audof sutok! Gece geç yattık ya mok gibi içmişiz, sömürmüşüz paketi ben ve kendim. Evde veli olsun olmasın bir şekilde dışarı çıkılması gerek. Bu işi benden başka kimse yapmayacağı için kendi kendimi bir şekilde bakkala göndermeliyim. Hola bakkal! Bir paket mozartti sana da hola fırıncının çırağı, bir adet tek çift üçlü fark etmez ekmek lütfen! Evde veli varsa kolaya gerek yok, yok yoksa maddi durum sanırım elverir iki litrecik siyah gazlı içecek almaya. Zaten koladan tasarruf ettiğim parayla kendime golf ayakkabısı alacak değilim. Öyle garip zevklerim yok. Daha doğrusu öyle bir zevke sahip olmak için gereken maddi yeşil kağıt parçaları hiç o kadar çok cebimde öbeklenip toplaşmadılar bu sebepten ben bu tür zevkleri garip bulmaktayım.

Dışarı çıkmaya karar vereli epey oldu. Teoride kuruyemişçiye gidip sigarayı, fırına gidip ekmeği aldım fakat daha pratik olmalıyım sanırım çünkü hala evde ekmek yok. Dolaba bakıldı, kaşar peynir dilimlenmeye teşne, güzel! En güzel kahvaltıdır taze ekmek arası kaşar plase sınırsız kola!

Şimdi bakkala tip top gitmenin bir manası yok. Yazda mıyız? Kıçımda şort olduğuna göre evet. Kışın pijamayla bakkala gitmek iki dakikalık dipfiriz muhabbetlere yol açıyor, yazın alışveriş daha vıcık daha sıcak daha güzel. Şortumun üzerinde soluk renkli tişörtüm. Gayet pankım sanırım. Ayakkabılığa uzanıyoruz eğilerekten, çok rahat biçimde tak diye ayağa geçirebileceğim spor ayakkabılar dururken ben her bakkala gitmeye neden şort altı bot tercih ediyorum acep? Çok mu amerikan serserisiyim? Hiç sanmıyorum. Ruh hastalığı sanırım. Yüzüme su falan çarptım mı? Hatırlamıyorum. Hadi bitireyim şu işi! Botların bağcıkları içeri tık, çıplak ayaklara huylandırma olsun.

Veli yok evde anahtarı aldık mı? Aldım kendim o halde çekebiliriz kapıyı. Apartmanın kapısını yaza girerken mok rengine boyamak ise ayrı bir site yöneticiliği becerisi sanırım. Herkes neden kapının bu mok kahverengi boyasını beğeniyor? Yeni diye mi? Eski bembeyaz iç açan kapımızın yerinde moklar esiyor. Kendimi bildim bileli sitede otururum, özellikle bu tip ekmek almalara gidişte-dönüşte bu site yöneticilerinin neyi yönettiklerini kendilerinin dahi bilmediğini düşünürüm. Başka zaman nedense aklıma gelmez. Geçtim kapıyı. Çıktım caddeye. Bakkala yürürken anahtarlar şortun kendisinden daha büyük olma çabasındaki ceplerinin içinde parande atarlar.

Çevre binalarda; site içi-dışı; bakkala botla giden erkekleri izleyen ve ancak botla ekmek almaya giderken ortaya çıkan kimden aldığı bilinmeyen bir maaşla çalışan apartman camı kızları vardır. Bu kızlar ancak siz samimi bir biçimde en hırpani halinizle ekmek almaya giderken camda görünür, sizi izler, dönüşünüzü gözler, eve kafanız karışık bir biçimde girdiğinizden emin olduktan sonra bir daha gözükmezler. “Kimmiş lan bu kız? Alla alla bizim sitede böyle bi kız var mıydı lan? Eve mi hapsetmişler kızı ben niye daha önceden görmedim?” İşe giderken, arkadaşlarınızla buluşmaya giderken ya da herhangi başka bir yere herhangi başka bir halt çevirmeye giderken ortada yokturlar. “-lar” diyorum çünkü nöbetleşe çalışan, kadrolu çoğul kızlardan bahsediyorum. Aynı ya da farklı camlarda fakat devamlı farklı kız görürsünüz.

Bakkala ya da kuruyemişçiye “Kimdi lan o kız?” garip sorusuyla girdiğinizden, girdiğinizden hızlı işinizi bitirip ekmeği acuçlayıp geri dönüş yolunu tutarsınız. Buradaki hassas nokta eğer ekmeği tam ekmeğin ortasından avucunuzla tutmuyorsanız, poşet gibi kimi medeniyet zırvası şeylerle taşıma yoluna gidiyorsanız, dönüşte o camdaki kızı unutun. Asla ve hayatta gözükmez. Bu botlu ekmeğe giden erkek hastası kızlardan birini iki defa görebilmeniz için ekmek avucunuzun içinde ve tam ortasından tutulur vaziyette olması gerekmekte. Kolayı poşette taşımanızın bir zararı olmaz sonuçta kola burada etkisiz eleman.

Manitu aşkına, her yaşadığım ilde-semtte farklı farklı, farklı camlarda karşıma çıkan bu cam önü örgütlenmenin üyeleri kim? Bunlara kim yataklık yapıyor? Her defasında nasıl farklı? Of…

Neyse kaşarı kesmem lazım. Velim nereye koyuyor bu bıçaklarımızdan en büyük olanını? Yirmi beş yıldır çözemedim.

Z

Sivas Ellerinde Sazım Çalınır!

Kişileri Tanıyalım:

sazb

Yard. Doç. Petr Behç (Prag) – Gönüllü Üye ve Ulaşım-Lojistik Müdürü

Petr Behç’in hayatı güzel ülkemiz Türkiye’nin milletin sazının çalındığı ili Sivas’ta başlar. Albay çocuğu familyasından (Bir diğeri için bknz: Orçuno) olmasına karşın Orçuno ile birlikte bu sınıfın statükoculuğunu hiçe sayarak ilk asi tavrını hayat karşısında sergilemiştir.

bbebe

Yukarıdaki resimde de açıkça görüldüğü üzere kendi bebek arabasını dahi ileri götürmeye, sürmeye çalışan bu güleryüzlü çocuğun ileride tekerlekli bir japonla dost olması garip karşılanamazdı. Nitekim babasının görevi sebebiyle gittiği onca Anadolu ilinden sonra peder beyinin emekliliğine yakın yerleştiği İstanbul’da edindiği arkadaşlar bu uzun insan yavrusunu mantıklı davranarak lojmanteam’in kalesine geçirip, eldivenleri teslim etmişler ve topyekün top kendilerinde değil iken bile hücuma katılmışlar, defansı dımdızlak koyun merasına çevirmişlerdir. Evet aynı zamanda koca halı sahadaki takımın yalnız adamıdır O! Lisede Ord. Zafro ve Saltugo İmregista’nın açlıktan kokan ağızlarına döneri tıkayan da halı saha kalesinin önünden gol atan arkadaşına bağırarak koca eldivenleriyle ta diğer kale önünden duyulacak şekilde alkışlayan da O’dur. Kalecinin yalnızlığını eski bir kaleci olarak bilen Ord. Zafro bu hususta kendisini anlar.

civilemeb

Kendisi aynı zamanda balıkçı bir kuştur. Bu lakabı kendisine Ord. Orçuno tür belirtmeden salt “Cicci” olarak verdiyse de yukarıda tahlile açık resimde irdelendiği üzre kendisi deniz kıyısı seven, sosyal, balıkçı bir kuştur.

Her sıfatı bir yana, son tahlilde bu kalenin yalnız adamı; diğer lojmanteam üyelerinin her birine göre hinlik ve şerefsizlik potansiyeli en alt sıralarda gezen, istese de kötülük yapamayan, o halı saha kalesini doldurduğu kocaman eldivenlerinden daha kocaman bir yüreğe sahip, yağız bir sivas ovasıdır insan suretinde. Ve her ocak ayının yirmi ikisinde, yaşı da yüreğinin büyüklüğüne erişmeye çalışıyor, ümitsizce.

Doğumgünün kutlu olsun Cicci Kuş!

bb 

zafrodan sevgilerle…

Dışarıdakiler

disaridakiler

Başlığa bakıp aldanmayın. Bu Oğuz Atay’ın Tutunamayanlar romanına atıf değil. Sadece bilimsel gerçeklik adına hayatta bu yolu seçmiş iki insanı anlatacağım sizlere bu makalemsi şeyde.

Seçim dedik fakat bu Benito’nun da Zafro’nun da doğasından gelen bir olay. Bakınız ortada kafası paint fırçasıyla kırmızı daireye alınmış insan Memo Saltugo İmregista. Yıl belki 2003 belki 2004 tam hatırlayamıyorum. Kayıp yıllar. Kendisini askeri bir okula uğurlamak üzereyiz. En yakın 3-4 arkadaşından ikisi olmamıza rağmen nasıl da dışarıda nasıl da analize aç duruyoruz baksanıza. İnsanların bu fotoda en büyük benim kafam çıksın arzularına yenilemediklerini ister istemez siz de görmüşsünüzdür. Biz ise bir adım geride, hayata mesafeli ve devamlı şüphe içerisinde “Neden, nasıl?” sorularını soruyoruz Namaah denklanşöre bastığı anda. Elbet “Güle güle Salto, seni özleyeceğiz!” diyoruz içimizden fakat dipte bir yerlerde hep kayıp bir şeyler var. Herkes hala kibar.

Salto okulu bitirdi mesleğe başladı, kıdem bile kazandı. Yakın bir gelecekte kendisini nikah masasında da görmeyi çok da uzak bir ihtimal olarak görmüyoruz. Bu foto çok eski bu fotodaki çoğu kişi şu an kimbilir nerelerde neler yapmaktalar? (Çok azı hakkında bilgi sahibiyiz.) Fakat biz hala Salto’nun bir adım gerisinde bir şeylere “Neden?” demekteyiz. Huyumuz kurusun, bilim aşkı işte.

zafro

Kişileri Tanıyalım- Orcuno Benito

ordbenito

Ord. Prof. Orcuno Benito

İtalya’nın ve Hristiyanlığın Katolik Mezhebinin başkenti Roma’da bir yılın başında dünyaya gelen Orcuno Benito ancak liseye kadar isminin önüne sıfat gelmeden çağırıldı. Lisede ise; keskin zekası, lise üstü fizik, cazibe, tahlil gibi yetenekleri yaşıtlarından ferah feza ötede olduğu için  Orcuno isminin önüne hem hocaları hem de arkadaşları tarafından hayatındaki ilk sıfatı “Sinyor” konuverdi. 

“Sinyor” ise bununla yetinmedi. Aklına, hayatını bir Türk askeri dehası olan babasının memleketine, yani öz yurduna faydalı geçirme idealini daha lise sıralarında koymuştu. Harvard’da master yaptı, yetmedi Oxford’da doktora yaptı, gitti Nasa’da “Uzay ve Tahlil” adlı yeni bir bilim dalı ve buna bağlı özerk bir bölüm açtı. Kendisi aktif olarak çalışmasa da kurduğu bu bölümün “Fahri Doktor” ünvanını halen taşımaktadır. Fahri Doktorluk da zaten böyle bir şeydir. Evet.

Ülkesine döndüğünde ilk olarak ulaşım sıkıntısının çözülmesine ön ayak olmayı düşündüğünden bu konuda hiç bir kurum ve/ya kuruluştan yardım almadan tamamen kendi imkanlarıyla minibüs, tren ve otobüslerde deneyler yaptı. Bu hatların bazıları şöyledir: Şifa-Tuzla, 130, H.paşa- Gebze.

İşte tam bu deneylerinden bir tanesinde bir banliyö treninde kendisi gibi etrafı sinsi gözlerle süzen Zafromel Plate ile karşılaştı. Bu konu başka bir yazının hikayesidir, bilahare anlatılacaktır. Şimdi profilimize geri dönelim.

Yayımlanan Bazı Makale ve Yazıları:

Bilim ve Seks Dergisi- “Taş Taşır Yine de Bakarım Mantığı ve Yurdumuzda Nüfus Artışı” Sayı: 31

Logaritma Dergisi- “Freud Nereye Koşuyor?” Sayı: 12

Edebi ve Ezeli- “Amigo Psikolojisi” Sayı: 43

Rocker Stone- “James Hetfield ve Gençliğe Etkileri” Sayı: 67

Ulaşım Günlüğü- “Ben Bu 130′un ta…” Sayı:1

Ord. Prof. Orcuno Aydemir’in yukarıda belirttiklerimiz dışında yaklaşık otuz üç dergide yayınlanmış üç yüz üç makalesi ve sayısız köşe yazısı vardır. Kimilerini sitemizde de önümüzdeki dönemde arşivimizden çıkarıp huzurlarınıza sunacağız.

Orcuno Aydemir, içinde bulunduğumuz dönemde ise araştırmalarını bovling salonlarına kaydırmış bulunmakta. Bu bilim insanı için söyleyecek daha çok şeyimiz olsa da bu kısa profil ve tanıtım yazısını burada bitiriyor ve takipte kalın diyoruz. (Kim diyor? Biz!)

(Ayrıca) Sağlıcakla kalın.

zafromel

Valla hatırlayamadım…

Türk sinemasının yegane ideolojik bazlı ismi Kadir İnanır(Bkz.Kadirizm) abimizin balıkçıyı oynadığı, amele kaslı, yırtık kot-çıplak üst kombinasyonlu, bi o kadar da espritüel bi miço olan abimizin Kadir abiye eşlik ettiği, ayrıca ismini bilmediğim ama 80′lerin ismi bilinmeyen taş hatunlarından olan esmer, düzücü bakışlı, zengin-şımarık, fabrikatör kızının hakkını veren abla ve akabinde son oyuncumuz olan hippi bozması kılıklı, iyilik meleği, şehla bakışlı kızımızın oynadığı bu güzide filmi çoğu kişi ya bilmez ya da 1-2 sefer izleme fırsatı bulmuştur.

Ekmeğini denizden çıkartan, tek sahip olduğu şey eski bir taka ve ekürisi Miço abi olan Kadir herzamanki gibi yine Ege’ye açılmıştır. Hatırladığım kadarıyla Taş abla ve Hippi kızın içinde bulunduğu uçak denize düşmüştür ve bu kazadan sadece ikisi kurtulmuştur. Kader bu ya, ağları toplamak için geri döndüklerinde bizim balıkçılar balık yerine bu iki kazazede kızcağızımızı takalarına alırlar.Ve olaylar gelişir.

Yılların verdiği abazalık ve kadınsızlık yüzünden neredeyse tuttukları balıklarla cinsel ilişkiye giren Miço abi durumdan oldukça memnundur ve neşe içindedir. Kadir abi ise işin ciddiyetinde olan ve tek isteği kızları karaya götürüp tekrar o puslu, emek ve balık kokan işine geri dönmek isteyen cefakar kaptan modundadır. Taş abla götü kurtarmanın verdiği rahatlıkla kurtarıcılarını ezmeye başlamakta, zengin-fakir diyaloglarının en sert üsluplarını adeta gark etmektedir. Hippi abla ise dengeleyici rolünü üstlenmekte, için içinde Miço abiyle yakınlaşmaktadır. Taş abla bir an önce karaya dönüp o kallavi hayatına geri dönmek, saçlarına fön çektirmek, bikini bölgesine ağda yaptırmak, viski-havyar ikilisini kokteylerde tatmak arzusuyla, sürekli ve ısrarcı bir şekilde Kaptan’a çemkirmektedir. Araları papaz olan bu ikili sürekli kavga etmekte ve birbirlerine laf sokuşturmaktadırlar. Abazalığı ve saflığı suratından akan Miço abimizin bu durumu çakal Taş ablamızın dikkatinden kaçmamış böylece köprüyü geçene kadar ayıya dayı demek suretiyle Kadir abimizi Miço’nun yardımıyla takanın kamarasına kilitlemiştir. Dümene geçen Miço, ablaların gazıyla takayı karaya sürmektedir fakat farkında olmadıkları bi durum vardır. Sadece usta kaptanların anlayabileceği bir fırtına olan ‘Balıkçı siken fırtınası’ yaklaşmaktatır ve ne yazık ki bunu bilen tek kişi kamarada mahsur kalan Kadir abidir. Kadir abinin -Budalaaa, aptaaal, fırtına geliyooor serzenişlerine aldırmayan Miço abi, rotasını değiştirmeyip adeta fırtınanın için gitmektedir. Velhasıl taka fırtınanın içine girer ve alabora olur. Fırtına sonrası kendilerini daha sonra keşfedecekleri bir adada bulan kahramanlarımız, lost kıvamında takılmaya başlarlar. Kadir abi adeta hönkürerek Miço ve Taş ablanın ağızına sıçar. Çünkü bu vahim durumun sebebi bu iki denyodur. Gel zaman git zaman barınaktı, boktu püsürdü derken adadın bir sakini olur çıkarlar. Miçoyla Hippi kız artık alelen takılma durumuna gelmiş, ortaokul çiftleri gibi fingirderken, Gizli ve gururlu bir abaza olan Kadir abi ve Taş abla ise daha fazl a hormonlarına söz geçiremeyekten platonik takılmaktadırlar. Şehrin o sahte, kirli, yalan hayatını adada kaldıkça daha iyi anlayan Taş abla, bir yandan da elleriyle balık tutan, topraktan su çıkaran, yapraktan baraka yapan Kadir abiye tabir-i caizse vurulmuştur. Artık birlikte uyuyorlar, adada geziyorlar, sahilden midye toplayıp romantizmin doruklarına varıyorlardır. Kader adeta bu 4 gence kucak açmış, bir aşk adası haline gelmiştir.

Haftalar birbirlerini kovalaya dursun, bir gün Hippi kız çamaşır yıkarken uzakta bir gemi görür ve büyük bir coşku içinde diğerlerine haber verir. Ateş yakıp, kıçları yırtılıncaya kadar bağıran ada halkını gemi farkeder ve adaya gelir. Artık kabus bitmiştir. Haftalardır süren zorluklar, sıkıntılar bir yana atılmış çılgınca gemiye binmişlerdir. Gemi ise kaymak tabakanın olduğu, içinde kodaman ve kokoşların bulunduğu zümreyi taşıyan bir yolcu gemisidir. Artık öldü sanılan Taş ablayı gemi ahalisi bağrına basar fakat fakir, pis, alt tabaka gödükleri balıkçılarımızı siklerine bile takmazlar. Kendini o eski parlak günlerinde tekrar bulan Taş abla diğerlerini tanımamaya onlardan vahşi, kaba, saba insanlar olarak söz etmekte bir yandan da kaptan köşkünde Red Label’ını hüplemektedir.   

Sonunda karaya, yani medeniyete varırlar. Kadir abi Taş hatunun 180 derece dönmesine bi anlam veremez ama davul bile dengi dengine felsefesine inanmaya başlamıştır. Adada kaynaşan çiftlerdenn birisi olan Hippiyle Miço evlenirler ve mütevazi bir evde düşe kalka, aşklarıyla bu hayata meydan okurlar. Kadir abi ise yüreği dağlanmış, gururu incinmiş bir şekilde avare avare takılmaktadır. Taş abla eski parıltılı hayatına geri dönmesine rağmen, içindeki boşluğu dolduramamış, adadaki saf, temiz günlerini mumla arar olmuştur.

Filmin sonunda Miço ve Hippi, kadim dost Kadir’i yemeğe çağırırlar. Yaşayan bir ölüye dönüşen Kadir, yarım ağız eve gelir. Bir sigara yakıp evin bahçesindeki masaya ilişir. Ve birden olan olur. Elinde tepsiyle, hanım hanımcık, dışarı çıkan bu kız Taş ablanın ta kendisidir.

Aşk yine galip gelmiştir. Deliler gibi birbirlerine sarılıp, öpüşür koklaşırlar. Hiç ayrılmayacaklarına söz verip, and içerler.Ve böylece filmimiz son bulur.

Ordinaryus diyor ki, Seni sorana herşryim derim ve dahasını da eklerim…

orcuno