Dışarıdakiler

disaridakiler

Başlığa bakıp aldanmayın. Bu Oğuz Atay’ın Tutunamayanlar romanına atıf değil. Sadece bilimsel gerçeklik adına hayatta bu yolu seçmiş iki insanı anlatacağım sizlere bu makalemsi şeyde.

Seçim dedik fakat bu Benito’nun da Zafro’nun da doğasından gelen bir olay. Bakınız ortada kafası paint fırçasıyla kırmızı daireye alınmış insan Memo Saltugo İmregista. Yıl belki 2003 belki 2004 tam hatırlayamıyorum. Kayıp yıllar. Kendisini askeri bir okula uğurlamak üzereyiz. En yakın 3-4 arkadaşından ikisi olmamıza rağmen nasıl da dışarıda nasıl da analize aç duruyoruz baksanıza. İnsanların bu fotoda en büyük benim kafam çıksın arzularına yenilemediklerini ister istemez siz de görmüşsünüzdür. Biz ise bir adım geride, hayata mesafeli ve devamlı şüphe içerisinde “Neden, nasıl?” sorularını soruyoruz Namaah denklanşöre bastığı anda. Elbet “Güle güle Salto, seni özleyeceğiz!” diyoruz içimizden fakat dipte bir yerlerde hep kayıp bir şeyler var. Herkes hala kibar.

Salto okulu bitirdi mesleğe başladı, kıdem bile kazandı. Yakın bir gelecekte kendisini nikah masasında da görmeyi çok da uzak bir ihtimal olarak görmüyoruz. Bu foto çok eski bu fotodaki çoğu kişi şu an kimbilir nerelerde neler yapmaktalar? (Çok azı hakkında bilgi sahibiyiz.) Fakat biz hala Salto’nun bir adım gerisinde bir şeylere “Neden?” demekteyiz. Huyumuz kurusun, bilim aşkı işte.

zafro

Kişileri Tanıyalım- Orcuno Benito

ordbenito

Ord. Prof. Orcuno Benito

İtalya’nın ve Hristiyanlığın Katolik Mezhebinin başkenti Roma’da bir yılın başında dünyaya gelen Orcuno Benito ancak liseye kadar isminin önüne sıfat gelmeden çağırıldı. Lisede ise; keskin zekası, lise üstü fizik, cazibe, tahlil gibi yetenekleri yaşıtlarından ferah feza ötede olduğu için  Orcuno isminin önüne hem hocaları hem de arkadaşları tarafından hayatındaki ilk sıfatı “Sinyor” konuverdi. 

“Sinyor” ise bununla yetinmedi. Aklına, hayatını bir Türk askeri dehası olan babasının memleketine, yani öz yurduna faydalı geçirme idealini daha lise sıralarında koymuştu. Harvard’da master yaptı, yetmedi Oxford’da doktora yaptı, gitti Nasa’da “Uzay ve Tahlil” adlı yeni bir bilim dalı ve buna bağlı özerk bir bölüm açtı. Kendisi aktif olarak çalışmasa da kurduğu bu bölümün “Fahri Doktor” ünvanını halen taşımaktadır. Fahri Doktorluk da zaten böyle bir şeydir. Evet.

Ülkesine döndüğünde ilk olarak ulaşım sıkıntısının çözülmesine ön ayak olmayı düşündüğünden bu konuda hiç bir kurum ve/ya kuruluştan yardım almadan tamamen kendi imkanlarıyla minibüs, tren ve otobüslerde deneyler yaptı. Bu hatların bazıları şöyledir: Şifa-Tuzla, 130, H.paşa- Gebze.

İşte tam bu deneylerinden bir tanesinde bir banliyö treninde kendisi gibi etrafı sinsi gözlerle süzen Zafromel Plate ile karşılaştı. Bu konu başka bir yazının hikayesidir, bilahare anlatılacaktır. Şimdi profilimize geri dönelim.

Yayımlanan Bazı Makale ve Yazıları:

Bilim ve Seks Dergisi- “Taş Taşır Yine de Bakarım Mantığı ve Yurdumuzda Nüfus Artışı” Sayı: 31

Logaritma Dergisi- “Freud Nereye Koşuyor?” Sayı: 12

Edebi ve Ezeli- “Amigo Psikolojisi” Sayı: 43

Rocker Stone- “James Hetfield ve Gençliğe Etkileri” Sayı: 67

Ulaşım Günlüğü- “Ben Bu 130′un ta…” Sayı:1

Ord. Prof. Orcuno Aydemir’in yukarıda belirttiklerimiz dışında yaklaşık otuz üç dergide yayınlanmış üç yüz üç makalesi ve sayısız köşe yazısı vardır. Kimilerini sitemizde de önümüzdeki dönemde arşivimizden çıkarıp huzurlarınıza sunacağız.

Orcuno Aydemir, içinde bulunduğumuz dönemde ise araştırmalarını bovling salonlarına kaydırmış bulunmakta. Bu bilim insanı için söyleyecek daha çok şeyimiz olsa da bu kısa profil ve tanıtım yazısını burada bitiriyor ve takipte kalın diyoruz. (Kim diyor? Biz!)

(Ayrıca) Sağlıcakla kalın.

zafromel

Valla hatırlayamadım…

Türk sinemasının yegane ideolojik bazlı ismi Kadir İnanır(Bkz.Kadirizm) abimizin balıkçıyı oynadığı, amele kaslı, yırtık kot-çıplak üst kombinasyonlu, bi o kadar da espritüel bi miço olan abimizin Kadir abiye eşlik ettiği, ayrıca ismini bilmediğim ama 80′lerin ismi bilinmeyen taş hatunlarından olan esmer, düzücü bakışlı, zengin-şımarık, fabrikatör kızının hakkını veren abla ve akabinde son oyuncumuz olan hippi bozması kılıklı, iyilik meleği, şehla bakışlı kızımızın oynadığı bu güzide filmi çoğu kişi ya bilmez ya da 1-2 sefer izleme fırsatı bulmuştur.

Ekmeğini denizden çıkartan, tek sahip olduğu şey eski bir taka ve ekürisi Miço abi olan Kadir herzamanki gibi yine Ege’ye açılmıştır. Hatırladığım kadarıyla Taş abla ve Hippi kızın içinde bulunduğu uçak denize düşmüştür ve bu kazadan sadece ikisi kurtulmuştur. Kader bu ya, ağları toplamak için geri döndüklerinde bizim balıkçılar balık yerine bu iki kazazede kızcağızımızı takalarına alırlar.Ve olaylar gelişir.

Yılların verdiği abazalık ve kadınsızlık yüzünden neredeyse tuttukları balıklarla cinsel ilişkiye giren Miço abi durumdan oldukça memnundur ve neşe içindedir. Kadir abi ise işin ciddiyetinde olan ve tek isteği kızları karaya götürüp tekrar o puslu, emek ve balık kokan işine geri dönmek isteyen cefakar kaptan modundadır. Taş abla götü kurtarmanın verdiği rahatlıkla kurtarıcılarını ezmeye başlamakta, zengin-fakir diyaloglarının en sert üsluplarını adeta gark etmektedir. Hippi abla ise dengeleyici rolünü üstlenmekte, için içinde Miço abiyle yakınlaşmaktadır. Taş abla bir an önce karaya dönüp o kallavi hayatına geri dönmek, saçlarına fön çektirmek, bikini bölgesine ağda yaptırmak, viski-havyar ikilisini kokteylerde tatmak arzusuyla, sürekli ve ısrarcı bir şekilde Kaptan’a çemkirmektedir. Araları papaz olan bu ikili sürekli kavga etmekte ve birbirlerine laf sokuşturmaktadırlar. Abazalığı ve saflığı suratından akan Miço abimizin bu durumu çakal Taş ablamızın dikkatinden kaçmamış böylece köprüyü geçene kadar ayıya dayı demek suretiyle Kadir abimizi Miço’nun yardımıyla takanın kamarasına kilitlemiştir. Dümene geçen Miço, ablaların gazıyla takayı karaya sürmektedir fakat farkında olmadıkları bi durum vardır. Sadece usta kaptanların anlayabileceği bir fırtına olan ‘Balıkçı siken fırtınası’ yaklaşmaktatır ve ne yazık ki bunu bilen tek kişi kamarada mahsur kalan Kadir abidir. Kadir abinin -Budalaaa, aptaaal, fırtına geliyooor serzenişlerine aldırmayan Miço abi, rotasını değiştirmeyip adeta fırtınanın için gitmektedir. Velhasıl taka fırtınanın içine girer ve alabora olur. Fırtına sonrası kendilerini daha sonra keşfedecekleri bir adada bulan kahramanlarımız, lost kıvamında takılmaya başlarlar. Kadir abi adeta hönkürerek Miço ve Taş ablanın ağızına sıçar. Çünkü bu vahim durumun sebebi bu iki denyodur. Gel zaman git zaman barınaktı, boktu püsürdü derken adadın bir sakini olur çıkarlar. Miçoyla Hippi kız artık alelen takılma durumuna gelmiş, ortaokul çiftleri gibi fingirderken, Gizli ve gururlu bir abaza olan Kadir abi ve Taş abla ise daha fazl a hormonlarına söz geçiremeyekten platonik takılmaktadırlar. Şehrin o sahte, kirli, yalan hayatını adada kaldıkça daha iyi anlayan Taş abla, bir yandan da elleriyle balık tutan, topraktan su çıkaran, yapraktan baraka yapan Kadir abiye tabir-i caizse vurulmuştur. Artık birlikte uyuyorlar, adada geziyorlar, sahilden midye toplayıp romantizmin doruklarına varıyorlardır. Kader adeta bu 4 gence kucak açmış, bir aşk adası haline gelmiştir.

Haftalar birbirlerini kovalaya dursun, bir gün Hippi kız çamaşır yıkarken uzakta bir gemi görür ve büyük bir coşku içinde diğerlerine haber verir. Ateş yakıp, kıçları yırtılıncaya kadar bağıran ada halkını gemi farkeder ve adaya gelir. Artık kabus bitmiştir. Haftalardır süren zorluklar, sıkıntılar bir yana atılmış çılgınca gemiye binmişlerdir. Gemi ise kaymak tabakanın olduğu, içinde kodaman ve kokoşların bulunduğu zümreyi taşıyan bir yolcu gemisidir. Artık öldü sanılan Taş ablayı gemi ahalisi bağrına basar fakat fakir, pis, alt tabaka gödükleri balıkçılarımızı siklerine bile takmazlar. Kendini o eski parlak günlerinde tekrar bulan Taş abla diğerlerini tanımamaya onlardan vahşi, kaba, saba insanlar olarak söz etmekte bir yandan da kaptan köşkünde Red Label’ını hüplemektedir.   

Sonunda karaya, yani medeniyete varırlar. Kadir abi Taş hatunun 180 derece dönmesine bi anlam veremez ama davul bile dengi dengine felsefesine inanmaya başlamıştır. Adada kaynaşan çiftlerdenn birisi olan Hippiyle Miço evlenirler ve mütevazi bir evde düşe kalka, aşklarıyla bu hayata meydan okurlar. Kadir abi ise yüreği dağlanmış, gururu incinmiş bir şekilde avare avare takılmaktadır. Taş abla eski parıltılı hayatına geri dönmesine rağmen, içindeki boşluğu dolduramamış, adadaki saf, temiz günlerini mumla arar olmuştur.

Filmin sonunda Miço ve Hippi, kadim dost Kadir’i yemeğe çağırırlar. Yaşayan bir ölüye dönüşen Kadir, yarım ağız eve gelir. Bir sigara yakıp evin bahçesindeki masaya ilişir. Ve birden olan olur. Elinde tepsiyle, hanım hanımcık, dışarı çıkan bu kız Taş ablanın ta kendisidir.

Aşk yine galip gelmiştir. Deliler gibi birbirlerine sarılıp, öpüşür koklaşırlar. Hiç ayrılmayacaklarına söz verip, and içerler.Ve böylece filmimiz son bulur.

Ordinaryus diyor ki, Seni sorana herşryim derim ve dahasını da eklerim…

orcuno

Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.